Aslan
Gül Ve Avcı Kitabının Yazarı Asude İle Yaptığımız Röportaj

Röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Asude Hanım.İlk kitabınız ile inanılmaz bir çıkış ve başarı elde ettiniz.Bu başarınızın her yeni kitabınızda artacak süreceğine yürekten inanıyorum.Şimdi sizin de müsaadenizle sorularıma geçmek istiyorum ;

-Kitap yazım sürecinizden bahseder misiniz biraz ? Nasıl gelişti 'Gül ve Avcı' kitabınız ?

Dönüp bakınca öncelikle nasıl yazdım diyorum. Oysa o “nasıl” kısmı hâlâ capcanlı belleğimde. İlk anda kitap yazmanın zorluğuna dair birkaç şey söylemek istedim ama sanırım bunu zaten herkes biliyor ya da tahmin edebiliyordur. İçimizden konuşmak, içimizden yaşamak, hissetmek içimizden… bunlar nispeten daha kolay ama iş yazıya dökmeye gelince bir panik baş gösterdi bende. Kafamın içinde kelimeler, karakterler, sahneler hatta finalden cümleler bile dönüp durdu ama bir düzen içinde hakkıyla yerine getirmeye çalışmanın sancısı bir müddet daha sürdü. Sonra, bana göre sihirli bir şekilde yazıya dönüştü ama, o metinler çok kez değişti. Öyle ki, bazen aynı satırı beş defa okudum. İşin gelişme süreci kitap bitene kadar devam etti. Gül ve Avcı elime ulaştığında, sanırım ilk o an “işte bitti” diyebildim.

-Kitabınıza ilham olan kitaplar ve yazarlar var mıydı ?

İlham olarak, hissettiklerime öncelik veriyorum ama “yaşam” başlı başına bir ilham kaynağı zaten. Okuduklarımızdan, gördüklerimizden, dokunmasak bile uzağından izlediklerimizden ilham alıyoruz. Sadece yazma alanında değil yaşamakta da ilham bence önemli bir yerde… Bana bu yazma alanında ilham olan kitaplar ise bir değil yüz değil. Okuduğum tüm kitapların; -akademik, bilimsel, otobiyografik kitaplar dahil- ilham olduğuna inanıyorum ama sanırım en büyük payeyi Klasiklere, dolayısıyla klasik edebiyatın büyük üstatlarına verebilirim.

-'Gül ve Avcı' kitabınızın film veya diziye uyarlanmasına bakış açınız ne yönde olurdu?

Bir gün böyle bir şey olur ve ben, film setinin bir köşesinde karakterimi canlı canlı izleyebilirsem sanırım o gün hayatımın en eşsiz günlerinden biri daha olur. Evelyn’in sevdiği adama sarılışını, ona olan o derin aşkını, dönem kıyafeti içindeki halini, Albert’i kollarında tuttuğunu görür, sonra Julian’ın, tasvir edişime uygun olarak Yüzyıllardan kalma o malikanenin kadim merdivenlerinden inerken duyulan adım seslerini bu fani kulaklarımla işitirsem gerçekten çok mutlu olurum. Hatta öyle ki, tüm filmin, tüm seansları boyunca patlamış mısırları da izleyicilere ben ısmarlarım.

-Yazarlığınız dışında bir soru sormak istiyorum size, Müzik ile aranız nasıl ? Ne tür müzikler dinlersiniz ?

Müzik ile aramızda seviyesiz bir ilişki var. Bu konuda tek bir türde duramadığım ve her türden bazı şarkıları severek dinlediğim için, müzik zevki olarak düz bir çizgiden bahsedemiyorum. Türlerden ziyade kişileri ve grupları seviyorum. Yeri geliyor yirmi yıl önceki arabesk bir şarkıyla, özgün müzikle hüzünleniyor, yeri geliyor heavy metal gruplarıyla kulağımı sağır edebiliyorum. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar dinlerim dediğim kişiler ve gruplar var: Feridun Düzağaç, Fikret Kızılok, Teoman, Hurts, The Cure ve artık olmayanlardan Queen, Michael Jackson, Ahmet Kaya… Tabii Kore ve Japon müziklerini özellikle film OST’lerini de ailecek severek dinlerim.

-İlk kitabınız basıldığında o an neler hissettiniz, neler düşündünüz?

Kalbimdeki çarpıntıyı hatırlıyorum. Böyle gümrah ırmaklar gibi coşkulu ve durmaksızın. İşin zor kısmını atlatınca kitaba dokunmak sahiden bir nefes gibi geliyor. Değiyor hani o ayların sancısına. Bir kitap beni sonsuz bir mutluluğa sürüklediyse birden fazlasının vereceği o his için bir sürü sıkıntı çekebilirmişim gibi geliyor. Klişe olacak ama ‘dünyaya bir eser bırakma’ fikri sahiden büyük bir sevinç kaynağı. Ben de ilk kitabımdan sonra bu fikrin mucidini sevgiyle yâd ettim. Bu his öylesine güzel ki, benden başka kimse okumasa ve orada öylece, tozlu raflarda kalsa bile emeğimin vücut bulması, bireysel ve toplumsal varoluşuma bir milat olarak yazıldı. Nice kitaplara inşallah.

-Birkaç gün sonra İstanbul Kitap fuarına katılacaksınız, heyecanlı mısınız okurlarınız ile buluşacağınız için ?

Heyecan, şu an yaşadığım hissiyatı anlatmak için yetersiz bir duygu olur. Beni okuyan insanlara okurdan önce arkadaş, dost gözüyle bakıyorum ve bu yüzden dostlarla buluşacak, yüz yüze gelecek olmanın heyecanı tarifsiz... Fırından yeni çıkmış, tazecik simit, demli bir çayı nasıl beklerse öyle hasretle, öyle şevkle bekliyorum.

-Kitabınızın kapak tasarımı tamamen size mi ait, yoksa yayıneviniz ile ortak çalışmanız mıydı?

 Kapak fotoğrafı benim tercihim oldu. Kitap çıkmaya yakın birkaç arkadaşla hummalı bir çalışmaya başlamış ve binlerce fotoğraf elemiştik. Kapak görselini bir dostum tavsiye etti ve görür görmez tabiri caizse vuruldum. Ancak o görseli mükemmel bir kapağa çeviren yayınevinin, dolayısıyla sevgili Duygu’nın muhteşem zevkidir. Toprak altındaki elmas nasıl ki işlendiğinde pırlanta oluyorsa bu fotoğraf da usta ellerde işlenince muhteşem bir kapak oldu.

-Kitap yazarı Asude'nin , yazarlık dışındaki yönlerinden biraz bahseder misiniz bize? Mesela neleri çok sever, neleri sevmez?

İnternette araştırma yapmayı çok seviyorum. Bir sayfa başka bir sayfayı, bir sekme yeni bir sekmeyi açarken kendimi bir anda 15. yüzyılda, ya da uzaydaki bir gizemi okurken buluyorum. Sözlüklerde ve sanal ansiklopedilerde gezinmek saatlerimi almaya gidecek kadar uzuyor bazen. İskandinav sinemasını, Uzakdoğu dizilerini, biyografik belgeselleri, çılgın insanları, komik çocukları, yaşlıları, karpuzu, dondurma kutusundaki sarmayı, dakika gönderen GSM şirketimi, o gemiyi bekleyen İsmail abiyi, önde oturduğum halde para uzatmamı istemeyen dolmuş müşterilerini, inatçı lekeleri çözen domestosu, kulağa güzel gelen müzikleri, tüm ailemi, itfaiye arabasını benden çok seven yeğenimi… sonra kitapları, ille de kitapları çok seviyorum. Sevmediklerimi saymayayım ama tek bir cümle kurabilirim bununla ilgili: “Önyargıları yıkmak atomu parçalamaktan zor” diyen Einstein’ın bu özlü sözünü çiğneyen insanları sevmiyorum. Ön yargılar kötüdür, yıkın gitsin diyerek bir de sosyal mesaj vereyim.


-Peki bundan sonra ne tür kitaplar yazmayı planlıyorsunuz. İlk kitabınız İngiliz tarihi romanıydı, bu alanda mı gideceksiniz?

Hayır. Bu türde, yani historical denilen türde okumayı ve yazmayı çok seviyorum ancak sonraki kitaplarım bizden karakterler, bizden yaşantılar içerecek. İlk kitabımın Gül ve Avcı olması kişisel, belki de duygusal bir tercihti. En başından beri karakterleri tasarlamış ve facebooktaki sayfamda online olarak yayınlamayı düşünmüştüm ancak sonra neden kitap olmasın dedim. Çünkü kurguyu kitap olmaya fazlasıyla layık bulmuştum. Güzel de oldu bence. Bu türde okumayı seven biri olarak okunacaklar arasına kendi yazdığım bir kitap da girmiş oldu Ancak ikinci kitabımdan itibaren yeni bir seriye başlıyorum. Sanırım buna Pabuç Serisi diyebiliriz. İlk kitabı Pabucumun Ajanı da yeni yılda çıkacak. Chick-lit türündeki bu kitap; ülkemizin tüm gelenek göreneklerini, bize has özelliklerimizi, yurdumuzun o uçsuz bucaksız işlenmeye değer kültürünü, sokakta gördüğümüz, belki de çok yakın arkadaşımız olacak kadar bizden, orta direk sınıfına dahil, çılgın bir kadın karakterin ağzından komik bir şekilde anlatmayı seçtiğim romantik bir komedi olacak. Sonrası ise yine bu türde gelecek diye umuyorum.

-Ve Son sorum Asude Hanım..Gül ve Avcı kitabınız çok tutuldu,çok beğenildi.Yeni kitaplarınız için bir baskı oluşturuyor mu başarı sizin üzerinizde ?

Teşekkür ederim öncelikle. Umarım Gül ve Avcı okuyanların zihninde güzel anılar bırakmıştır. Gelen bildirimler şahane ancak bu bende baskıya değil daha çok şevke yol açıyor. Motivasyon için beğenilmek kuvvetli bir dürtü. Gül ve Avcı bana bu imkanı verdi ve yeni kitaplarım için kollarımı sıvamam gerektiğini düşünüyorum. İlk yazdıklarımla, ilk kitabımı kıyaslayınca mevcut grafik çizgimden memnumum. Yazmak ise bu çizgiyi daha da yükseltecek benim açımdan. Yazdıkça hatalarım veya eksikliklerim daha da azalacak. Bu yüzden baskıdan ziyade bir motive oluyor bana Gül ve Avcı.

Aslan
Şair Nur Pembeci İle Yaptığımız Söyleşimiz

Röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Nur Hanım.Sizin hergeçen gün yazarlığınıza katarak ilerleyeceğinize ve Türkiye'nin en değerli yazarları içerisinde olacağınıza eminim .Sizin de müsaadenizle sorularıma geçmek istiyorum ;



-Öncelikle merak ettiğim bir soru ile başlamak istiyorum Şiir kitabınızın ismi neden 'Yirmi Yedi' ?
Yirmi yedi hayatımda birkaç önemli olayın ortak tarihidir. hayatımı değiştiren olaylar. örneğin biri kardeşimin doğum günü ikincisi babamın ölüm günü vs.. şiir çok iyinin ve çok kötünün birikiminden oluştuğu için tarih de şiir biriktirmemde çok rol oynadı ve ismini de bu yüzden yirmi yedi seçtim. 

-Cezmi Ersöz bir yazısında sizden 'Hata yapmaktan çekinmeyen bir şair' diye bahsetmiş,Sahi kendinizi şiirlerinizde hata yapmaktan çekinmeyen biri olarak mı tanımlarsınız ?
İlk kitabım ilk oluşumum kendimi dışa ilk vurumum dolayısıyla hata yapıyor olmak kaçınılmaz.Hata yapmaktan çekinmiyorum evet ama bunu bilerek de yapmıyorum ben yüreğimi ortaya koydum ve ifade şeklimde mutlaka hatalar olacaktır, bunun iyi şairler tarafından söylenmesi benim için güzel bir duygu çünkü hatayı bilmezsek doğruyu bulamayız.  

-Şiirlerin sizin hayatınızdaki yeri ve önemi nedir ?
 Şiir günümün ve hayatımın çok büyük kısmında.Ezberimdeki şiirler gün içinde çağrışımlarla hem zihnimde döner durur. Hatta çoğu kez duvarlara ya da yakınımdaki arkadaşlara okuyarak hayata mutlaka şiiri bulaştırırım. 


-Yirmi Yedi,Türkiye'de güzel bir çıkış yapan ve bana göre size edebiyatın anahtarlarını veren bir kitaptı,Bundan sonrası için ne düşünüyorsunuz yazarlığa ve şairlik yolculuğunuzu nasıl bir yörüngede devam ettirmeyi planlıyorsunuz ? 
Yirmi yedi hakkındaki düşüncelerin beni çok mutlu etti ve benzer söylemler çok motive ediyor sizden aldığım yetkiyle de yazmaya çalışıyorum.Yirmi yedi oluşurken şiir çalışmak diye bir kavramdan haberim yoktu şiirin çalışılabilir bir şey değil de öyle yürekten koptuğu gibi yazılan -elbette bazı kurallar dahilinde- bir şey olduğunu düşünürdüm. yirmi yedi'den sonra şiiri çalışmak gerektiğini öğrendim ve çalışmayı öğrenmeye çalışıyorum.

-İnsanlar sizi 'Şair ve Yazar Nur Pembeci' olarak tanıyorlar,fakat biz biliyoruz ki siz sosyal sorumluluk projelerinde de yer alan birisiniz.Afyon'da plastik kapak toplama kampanyasını başlatan kişisiniz.Yeniden böyle projelerde yer almayı istiyor musunuz ve şu an devam ettirdiğiniz farklı projeleriniz var mı ? 
Sosyal sorumluluk projelerini çok önemsiyorum, plastik kapak kampanyası için ciddi anlamda koşuşturdum geri dönüşüm firmaları ve belediyeyi hareketlendirdim ancak sonrasında nasıl olduysa proje dışı kaldım şu an sadece bireysel olarak okullarda işletmelerde vs.. kampanyayı duymamış insanları firmaya ve belediyeye yönlendirmeye çalışıyorum. proje dışına itilmeme üzüldüm çünkü koşturacak gücüm ve inancım vardı sadece plastik kapak kampanyası için değil pek çok sosyal sorumluluk projesine koşturacak gücüm zamanım ve inancım var fakat değerlendirmemiş olmaları bana kendimi işe yaramaz hissettirdi.

-Kurgusal bir roman yazmayı düşünüyor musunuz? 
Roman yazmayı düşündüm ancak roman çok fazla birikim ve zaman istiyor. o kadar donanıma henüz sahip değilim daha çooook okumam yazmam lazım ki roman için uzun cümleler kurabileyim şiir daha serbest ancak roman disiplinli bir iş henüz yolun başındayım diye düşünüyorum.

-Ve son soruma geçiyorum Nur Hanım, kimi Yazarlar ve Şairler eserlerinin kaynağı olarak ilhamı gösterirler.Sizin de ilham aldığınız kişiler veya anlar var mıdır ? Şayet varsa bunları öğrenebilir miyiz ? 
İlham aldığım kişiler elbette var şiirlerini okuduğumda keşke ben yazsaydım bu şiiri dediğim çok olur Attila İlhan, Ahmet Telli, Cemal Süreyya, Turgut Uyar ve Yılmaz Odabaşı çok okuduğum çok öykündüğüm isimlerdir. İlham aldığım an konusuna gelirsek de bir şeyden çok etkilenirim ama şiiri hemen o an çıkmaz bir süre birikir benzer olaylar yaşarım biriktikçe kendini yazdırmaya başlar.Çok mutsuzum çok üzüldüm deyip şiir yazmışlığım olmadı. mutsuzluk anlamında en dibe vurduğum günler kalemi kağıda yakınlaştırır ve şiir kendini yazdırır.. 

 
 
Aslan
Duygu Özlem Yücel İle Gerçekleştirdiğimiz Röportaj

Röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Duygu Hanım.Kitaplarınızda yakaladığınız başarılı ivmeden ötürü sizi tebrik ederim.Şimdi sizin de müsaadenizle sorularıma geçmek istiyorum;


-Her iki kitabınızda Aşk teması üzerinden yazılmış kitaplardı,yeni kitaplarınızda sizi daha farklı temalar üzerinde görebilecek miyiz ?

Aslında 3 kitabım desek daha doğru olur fakat son kitabım Her Son Bir Başlangıçtır'da aşk teması dışında, hayatla, aileyle, insan ilişkileriyle ve yüzleşmemiz gereken şeylerin bize getirdikleriyle ilgili daha insani noktalar da var.
Ama sanırım her zaman hayattan yazmaya devam edeceğim ve hayatta aşk olduğu sürece aşktan da...


-Aşk kitapları yazan bi yazar olarak siz Aşkı nasıl tanımlarsınız?
Aşka sadece karşı cinse duyulan bir his olarak bakmıyorum aslında. Genel anlamıyla sevgiye nefret, siyaha beyaz, geceye gündüz, dişiye erkek, eksiye artı gibi her şey zıttıyla ve çift yaratılmış...Bir düşünsenize bir tek aşk denilen şeyin karşısına bir şey konmamış. Öyle biricik, öyle kendine has ki...





-Kitaplarınızdaki kapak tasarımları çok marjinal,buna siz mi karar veriyorsunuz yoksa yayıneviniz ile ortak çalışmanız mı ?
İlk fikri çıkardığımda yayınevime bunu kabul ettirir miyim endişesi taşıyordum fakat sonrasında yayınevimin de desteğiyle, kapak anlamında çok güzel işlere imza atar olduk.
-Roman yazım sürecinde hiç duraksadığınız-yazamadığınız oluyor mu ? Eğer oluyorsa o zaman dilimlerinde neler yapıyorsunuz ?
Tabii ki araya ihtiyacım olan ya da yazmam gereken kurguda tıkandığım anlar yaşıyorum. Yaptığım şey ise beklemek oluyor. İyi bir fikrin size gelmesi için beyninizi strese sokmadan, farklı uğraşlarla dağıtarak beklemeniz yeterli.





-Siz bir Aşk Roman yazarı olarak,karşıt görüşte olan kitapları ve yazarları okur musunuz,Yani aşka inanmayan kitaplar ve yazarlar ?
Karşıt görüşte derken?
Aşkla ilgili bir çok yazar okudum ama tam olarak aşka inanmadığını söyleyen ve kurgusunda bunu sıklıkla kullananına rastlamadım. Eğer varsa da seve seve okumak isterim. Zıtlıklardan beslenmek gibisi var mı?

-Şu sıralar okuduğunuz-takip ettiğiniz yazarlar ve kitaplar var mı ?
Son dönemde diliyle, aklıyla, yaşadıkları ve deneyimleriyle beni büyülediği için Zeynep Oral'ın tüm kitaplarını okumaya çalışıyorum. Bunun yanı sıra son günlerdeki yabancı yazar keşfim ise Jojo Moyes...



-Ve son sorum Duygu Hanım..Sizin gibi başarılı bir Aşk Roman Yazarı olmanın sırrı nedir?Nasıl bu kadar etkileyici Aşk kitapları yazabiliyorsunuz ?
Sanırım bunun bir formülü yok. Tek bildiğim içine sinmeyen ya da hissedemediğim tek bir kelime dahi romanıma yazmadığım.
Karakterler sanki yaşıyormuş gibi yaşattıklarını bana da hissettirmeli. Samimiyet sizden okuyucuya geçen en güzel şey.
Aslan
  Ephesus Yayınlarından,Fatma Erdek İle Gerçekleştirdiğimiz Röportaj

Röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Fatma Hanım.Kitabınızdaki başarınızı yeni kitaplarınızda da devam ettireceğinize şüphesiz eminim.Sizin de müsaadenizle sorularıma geçmek istiyorum ;


-Melekler Zamanı,Bana göre güzel bir başarı elde etti.Bundan sonrası için ne düşünüyorsunuz,Yazarlık yolculunuğuzu nasıl bir yörüngede devam ettirmeyi planlıyorsunuz? 
Melekler Zamanı’nın başarısı yazarına büyük bir sorumluluk yükledi. Çıta ilk romanda bir hayli yükseldi. İkinci romanda okurun karşısına, kılı kırk yaran bir özenle çıkmak istiyorum. Şu an için düşündüğüm tek şey bu sorumluluğu layıkıyla yerine getirebilmektir. Daha iyisi, daha güzeli… Sanırım yazarlık yolculuğumu hep bu yörüngede sürdüreceğim.
-Kitaplarınızı özel anlarınızda mı yazarsınız? Yani kimi yazarların belirttiği gibi 'ilham' geldiğinde mi yazarsınız,yoksa 'istediğimde yazabilirim' diyenlerden misiniz?
 Keşke yazmaya ayırabileceğim özel zamanlarım olsa… Ne yazık ki benim yazım sürecim biraz sıradışı. Mesleğim, evim, evliliğim, anneliğim, sorumluluklarım var. Günlük rutinimi eksiksiz olarak gerçekleştirdikten sonra yazabiliyorum ancak. “İlham geldiğinde mi yazarım yoksa istediğimde mi yazarım?” sorusuna şöyle yanıt verebilirim: İlham zaten her daim var ancak ben vakit bulduğumda yazarım.
-Edebiyat dünyasında kendinize yakın hissettiğiniz kitaplar veya yazarlara kimleri örnek gösterebilirsiniz ? 
Kendime yakın hissettiğim kitaplar ya da yazarlar olarak bir liste veremem. Ancak okumaktan keyif aldığım, imrendiğim, gıpta ettiğim kitaplar ve yazarlar var elbette. Ancak bu liste öylesine uzundur ki…


 
-Melekler Zamanı,kitabınızı 'Kalfalık Dönemimin son romanı ve aynı zamanda ustalık dönemimin ilk romanı' olarak nitelendirmişsiniz,bunu biraz daha açabilir misiniz ? 
Aslında durum şu: Melekler Zamanı bittiğinde “bu kalfalık dönemimin son romanı olsun” demiştim kendime. Ondan sonra yazacağımı değerlendirilmesi için yayınevlerine yollayacaktım. Ancak plan değişti, Melekler Zamanı’nı yolladım ve kabul edildi. Böylece Ustalık dönemi ilk romanı oldu sürpriz bir şekilde. Buradaki “ustalık” ifadesi sadece basılı ilk kitabım olması sebebiyledir. Zira bunu ölçüp tartmak yazarın değil, okurun iradesidir.
-Kitaplarınızdaki kahramanları yazarken kendinizden özellikler katıyor musunuz?
Kitaplarda hayali karakterlere önce bir fiziki yapı biçiyor, ardından -eğer becerebilirseniz- karaktere ruh veriyorsunuz. Bunu yaparken, kendinizden, çevrenizden, yanınızdan, yörenizden faydalanıyorsunuz elbette. Ben olsam ne düşünürdüm? O olsa ne hissederdi? Şu olsa nasıl davranırdı? Bütün bu soru ve yanıtların, karakterlere gerçekçi ruhlar kazandırdığını düşünüyorum.
- İnsanlar arasında 'isimler karakterleri yansıtır' inanışı vardır.Siz de bu doğrultuda mı karakterlerinize isim veriyorsunuz yoksa isimlerin kulağa hoş gelmesi sizin için yeterli midir ?
 İsim benim romanlarımda çok önemlidir. İsimleri yaratmadan önce karakterlerimi yaratırım. Sonra o karakterleri ete kemiğe büründürürüm hayal dünyamda. Ruhunu da katarım harcına. En son olarak da ismi kendiliğinden gelir oturur zihnime. Şöyle de diyebilirim: Karakterlerim tanıdığım birilerinin fotoğrafları gibi karşımda dizilirler, ben de onlara bakıp yakışan isimleri veririm.
-Ve son sorum Fatma Hanım,Kitaplarınız çok özel ve çok etkileyici ve böyle kitaplar çok yok. Okuyucu etkilemenin sırrı nedir ? 
Öncelikle nezaketiniz için çok teşekkür ederim. Romanlarım hakkında “çok özel ve çok etkileyici” değerlendirmesi beni son derece mutlu etti.
Melekler Zamanı fazlasıyla duygusal ve hatta hüzünlü bir romandır. Yazarken “yazıyor musun yoksa yaşıyor musun?” sorularına maruz kalmışlığım vardır. Çünkü yarattığım Yusuf karakteri, beni derinden etkilemiştir. Yazma sürecinde zihnimden çok, yüreğimdeydi, evimdeydi. Sözün özü: Melekler Zamanı okuru etkiledi ise bunun sırrı yazarını da etkilemiş olmasındadır. Bir romanın hissiyatla okunabilmesi için yazarının da hissiyatla yazması gerekir.
Selam ve sevgilerimle…
Aslan
Öykü Yazarı Tuba Arık İle Yaptığımız Röportaj


Röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Tuba Hanım.Kitabınızdaki başarınızı yeni kitaplarınızda da devam ettireceğinize inanıyorum.Sizin de müsaadenizle sorularıma geçmek istiyorum ;

-İlk kitabınız Öykülerden oluşan bir kitap,sizi yeni kitaplarınız da roman yazarı olarak da görecek miyiz yoksa edebiyat serüveninize Öykü yazarı olarak mı devam etmeyi planlıyorsunuz?
Evet, ilk kitabım öykülerden oluşuyor. Bunda bir öykü yarışması kazanmamın etkisi büyük. Aslında öykü yazmada -yazmaya çalışmaya diyelim- çok yeniyim. Henüz birkaç senedir uğraşıyorum bu türle. İtiraf etmem gerekirse öykü yazmak roman yazmaktan daha zor ve riskli. Kendi açımdan zorluğu, anlatmak istediğinizi daha dar bir kalıba sığdırmaya çalışıyorsunuz ve bu da kurguyu bir köşeye sıkıştırmış oluyor. Bu düzende hikayeyi tam anlamıyla verebiliyorsanız başarmış oluyorsunuz. Sanırım bu konuda pek yetenekli değilim. Şayet bu yolda devam edebilirsem romanla devam etmek istiyorum.  

 -Kendinizi Öykü Yazarı’nın dışında nasıl biri olarak tanımlayabilirsiniz?
 Öykü yazarı değilim gibi geliyor. Dediğim gibi, öykü yazmak daha bir özveri ve bir köşeye sıkışmayı gerektiriyor. Karakterler, kurgu, her şeyiyle sınırlılar. Ben özgürlüğe önem veren bir insanım. Karakterlerime de bu eziyeti yapmamak adına romanın sınırsız özgürlüğünü öyküye yeğlerim.


-Bir yazınızda ‘Sen yazmayı seçmezsin,yazmak seni seçer’ demişsiniz,bunu biraz daha açabilir misiniz ?
 Evet, her zaman bu fikirdeyim. Yazmak seni seçer. Oturursun ve hiç beklenmedik bir anda gelir, konuverir dünyana. İlham der kimileri buna. Ben, seni gelip bulması diyorum. Karakter gelir, kurgu gelir, hikaye gelir. Sen bir aracı olarak oturur yazar, yazmaya, onun isteğini yerine getirmeye çalışırsın. Biraz delilik gibi görünüyor. Zaten yazmak da öyle değil mi? Bence, o ince çizgide yaşamak isteyenler içindir yazmak. Bu riski göze alanlar için. Delirme riskini.

 -Dünya klasikleri içerisinde sizde özel yere sahip bir kitap var mı şayet varsa bunun nedenlerini öğrenebilir miyiz ?
Hiç düşünmeden bu soruya cevap verebilirim. Karamazov Kardeşler. İnanılmaz bir dehanın, inanılmaz bir hayal gücünün ve bilgeliğin ürünü. Bu eser için yapılabilecek tek şey susmak ve Dostoyevski'nin önünde saygıyla eğilmektir.


-Kitabınızda Realizmin ağır bastığını görüyorum,yeni kitaplarınızda da Realizmin mi yoksa daha farklı bir edebi akımın mı izlerini göreceğiz ? 
Fantastik türde yazıyorum. Sanırım bir riski de buradan aldım. Türkiye'de hem öykü kitabı okunmuyor, hem de fantastik türe yeterince değer verilmiyor. Ama ben bu konuda umutluyum. İlerleyen yıllarda fantastik edebiyat hak ettiği yere gelecek ve gerçeklikten bıkan her insan kendini bu eserlerin büyüleyici dünyasına atacaktır.

 -Kitap okurken seçici misinizdir ? Yani mesela ‘hayatta okumam’dediğiniz kitaplar veya türler var mıdır?
 Kitap okurken seçici değilimdir, elimden geldiğince her türü okumaya çalışırım. Hayatta okumam, diyemem. İçinde bir şey bulunmayacak kadar kötü bir kitap yoktur, der Balzac. Bu yüzden her kitap okunmaya değer. Yalnız, fantastik okumamaya çalışıyorum. Bu nasıl bir çelişki diyebilirsiniz. Fantastik türe en büyük desteği benim vermem gerekir halbuki. Fantastik yazıyorum, kafamın içinde gezinen her bir karakter sıra dışı, bir de fantastik okursam gerçek dünyayla bağlarımı koparabilirim. Bu yüzden ayaklarımın tekrar yere basması lazım. Polisiye, gerilim, korku önceliklerim arasında.

 -Tuba Hanım son sorum.. Ben sizin edebiyat dünyasına isminizi altın harfler ile yazdıracağınıza eminim bu yüzden size bir soru sormak istiyorum,Bundan 10 yıl sonra kendinizi edebiyat dünyası içerisinde nerede tanımlıyorsunuz ?
 Teşekkür ederim inancınızdan ötürü. Edebiyat dünyası sürprizlerle dolu. On yıl sonra şurada olurum dersem ya yalan söylemiş ya da kendimi kandırmış olurum. Bu yüzden takdiri okurlara bırakıyorum. Olmamız gereken yeri onlar sağlayacaktır.


Çok ama çok güzel bi röportaj oldu.Sizin gibi yazarları tanımak hem çok güzel hemde gelecek adına umut verici.Röportaj teklifimi kırmadığınız için size birkez daha teşekkür ederim,Yazarlık hayatınızda size başarılar dilerim..
 Benim için de çok güzel bir röportajdı Yasin Bey. Çok teşekkür ediyorum, sözleriniz çok mutlu etti beni, inanın ne söyleyeceğimi bilemiyorum. İlgilenip röportaj yapmaya değer bulduğunuz için özellikle ben teşekkür ederim. Her şey için çok sağ olun.

Aslan
YAZAR :AYDOĞAN VATANDAŞ
KİTAP  :HAARP
PUAN   : 7/10


 Aydoğan Vatandaş,Geçmişi ve kendisi hakkında pek fazla birşey bilinmeyen.Yaptığım araştırmalarda kendisine ait diye gösterilen hayatı,okuduğu okul,yaşadığı şehir,dergicilik hayatı göz önüne alındığında yazarlığı ile uzaktan yakından alakası olmayan bilgilere yada 'kurgulara' sahip.

 Yazdığı tüm kitapları belgelere ve gerçeklere dayandırmak istiyor,bunlar ile destekliyor kitaplarını.Yazarın yazdığı tüm kitaplar önce cesaret,sonra esaret korkusu olmayan kişilerin yazabileceği türden kitaplar.Mevcut hayatı göz önüne alındığında,oturup bilgisayar başından ya da seyahatler ile bu bilgilere ulaşması imkansıza yakın olduğuna göre geriye tek bir ihtimal kalıyor;
 Yazılması istenenlerin,yazılması istenen kişilere iletilen bilgiler ışığında ortaya çıkan kitaplar.Açıkçası ben Aydoğan Vatandaş'ın da bu yazarlar içerisinde olduğuna inanıyorum.
 Kitabın içerisinde yer alan bilgiler insanı şaşırtan ama bir o kadar korkutan gerçeklere sahip.Gerçekler diyebiliyorum çünkü yazdıklarının ve anlattıklarının gerçek olduğuna inanıyorum.Yoksa bunca devletin Amerikadan korkmasının ve çekinmesinin yegane sebebi 'Askeri -Silahlı ve de parasal güç' olmadığına eminim.
Bu kitapta bu güçlerden sadece bir tanesinden ve o gücün neler yapabileceğinden bahsediliyor.



 Kitap bittiğinde insan şu soruyu yöneltiyor kendisine ' Böylesine güce sahipse Amerika neden sürekli kullanmıyor ? ', kitap üstü kapalı şekilde buna da cevap veriyor. 'Kullandığı anda sonuçları kestirilemeyen boyutlara ulaşabiliyor,hatta kendilerine bile' bu yüzden istediklerinde değil,çok zor durumda kaldıklarında kullandıklarını düşünüyorum.
  Kitap hususundaki son sözüm ise;kitabı okumanızı tavsiye etmiyorum.Çünkü;bittiğinde siyasete dair herşeyi bir tarafa bırakıyorsunuz böyle bir güç karşısında.
Etiketler: 0 yorum | edit post
Aslan
YAZAR :GRİGORY PETROV
KİTAP  :BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE
PUAN   : 3/10


  Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabı sürekli raflarda gözüme çarpan bir kitaptı.Sürekli dikkatimi çekiyordu çünkü üzerinde bir ifade vardı 'Atatürk'ün ders kitaplarına konulmasını emrettiği kitap' diye lanse ediliyordu.Birgün sonunda dayanamadım ve bu kitabı satın aldım.

 Bu kitabın genel konusu ile Türkiye'nin Kurtuluş savaşı yılları özdeşleştirildiğinden olsa gerek olaylar size pek de yabancı gelmiyor.Farklı olan şeyler ise olaylara 'Bizim' ve 'Onların' bakış açıları.Onlar olaylara takılı kalmaktansa çözüme odaklanıyorlar.Bizse olaylar ve durumlar üzerinde yoğunlaşıyoruz.





 Kitap bittiğinde işin ilgincime giden noktası.Kitabın satış yapması amacıyla Atatürk'ün isminin kullanılmış olma olasılığı idi.Yaptığım araştırmalar neticesinde ben ne Atatürk'ün bu kitabı okuyun dediğini gördüm,ne de resmi herhangi bir yerde böyle bir emrini.Gözüken yayınevleri bu kitap üzerinden güzel bir reklam aracılığı ile güzel gelirler sağlamışlar ve sağlamaya da devam ediyorlar.
Neden mi ?
 Çünkü;Atatürk gibi birçok kitap okuyan ve hepimiz tarafından kütüphaneleri bilinen biri,onlarca-yüzlerce kitap varken kendi devrinde bu kitabı 'müfredatın zorunlu kitabı haline getirin' dediğini hiç sanmıyorum.Zaten üstte de belirttiğim gibi böyle bir ifade ya da resmi bir kayıt yok.