ASLAN EDMOND
Gül Ve Avcı Kitabının Yazarı Asude İle Yaptığımız Röportaj

Röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Asude Hanım.İlk kitabınız ile inanılmaz bir çıkış ve başarı elde ettiniz.Bu başarınızın her yeni kitabınızda artacak süreceğine yürekten inanıyorum.Şimdi sizin de müsaadenizle sorularıma geçmek istiyorum ;

-Kitap yazım sürecinizden bahseder misiniz biraz ? Nasıl gelişti 'Gül ve Avcı' kitabınız ?

Dönüp bakınca öncelikle nasıl yazdım diyorum. Oysa o “nasıl” kısmı hâlâ capcanlı belleğimde. İlk anda kitap yazmanın zorluğuna dair birkaç şey söylemek istedim ama sanırım bunu zaten herkes biliyor ya da tahmin edebiliyordur. İçimizden konuşmak, içimizden yaşamak, hissetmek içimizden… bunlar nispeten daha kolay ama iş yazıya dökmeye gelince bir panik baş gösterdi bende. Kafamın içinde kelimeler, karakterler, sahneler hatta finalden cümleler bile dönüp durdu ama bir düzen içinde hakkıyla yerine getirmeye çalışmanın sancısı bir müddet daha sürdü. Sonra, bana göre sihirli bir şekilde yazıya dönüştü ama, o metinler çok kez değişti. Öyle ki, bazen aynı satırı beş defa okudum. İşin gelişme süreci kitap bitene kadar devam etti. Gül ve Avcı elime ulaştığında, sanırım ilk o an “işte bitti” diyebildim.

-Kitabınıza ilham olan kitaplar ve yazarlar var mıydı ?

İlham olarak, hissettiklerime öncelik veriyorum ama “yaşam” başlı başına bir ilham kaynağı zaten. Okuduklarımızdan, gördüklerimizden, dokunmasak bile uzağından izlediklerimizden ilham alıyoruz. Sadece yazma alanında değil yaşamakta da ilham bence önemli bir yerde… Bana bu yazma alanında ilham olan kitaplar ise bir değil yüz değil. Okuduğum tüm kitapların; -akademik, bilimsel, otobiyografik kitaplar dahil- ilham olduğuna inanıyorum ama sanırım en büyük payeyi Klasiklere, dolayısıyla klasik edebiyatın büyük üstatlarına verebilirim.

-'Gül ve Avcı' kitabınızın film veya diziye uyarlanmasına bakış açınız ne yönde olurdu?

Bir gün böyle bir şey olur ve ben, film setinin bir köşesinde karakterimi canlı canlı izleyebilirsem sanırım o gün hayatımın en eşsiz günlerinden biri daha olur. Evelyn’in sevdiği adama sarılışını, ona olan o derin aşkını, dönem kıyafeti içindeki halini, Albert’i kollarında tuttuğunu görür, sonra Julian’ın, tasvir edişime uygun olarak Yüzyıllardan kalma o malikanenin kadim merdivenlerinden inerken duyulan adım seslerini bu fani kulaklarımla işitirsem gerçekten çok mutlu olurum. Hatta öyle ki, tüm filmin, tüm seansları boyunca patlamış mısırları da izleyicilere ben ısmarlarım.

-Yazarlığınız dışında bir soru sormak istiyorum size, Müzik ile aranız nasıl ? Ne tür müzikler dinlersiniz ?

Müzik ile aramızda seviyesiz bir ilişki var. Bu konuda tek bir türde duramadığım ve her türden bazı şarkıları severek dinlediğim için, müzik zevki olarak düz bir çizgiden bahsedemiyorum. Türlerden ziyade kişileri ve grupları seviyorum. Yeri geliyor yirmi yıl önceki arabesk bir şarkıyla, özgün müzikle hüzünleniyor, yeri geliyor heavy metal gruplarıyla kulağımı sağır edebiliyorum. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar dinlerim dediğim kişiler ve gruplar var: Feridun Düzağaç, Fikret Kızılok, Teoman, Hurts, The Cure ve artık olmayanlardan Queen, Michael Jackson, Ahmet Kaya… Tabii Kore ve Japon müziklerini özellikle film OST’lerini de ailecek severek dinlerim.

-İlk kitabınız basıldığında o an neler hissettiniz, neler düşündünüz?

Kalbimdeki çarpıntıyı hatırlıyorum. Böyle gümrah ırmaklar gibi coşkulu ve durmaksızın. İşin zor kısmını atlatınca kitaba dokunmak sahiden bir nefes gibi geliyor. Değiyor hani o ayların sancısına. Bir kitap beni sonsuz bir mutluluğa sürüklediyse birden fazlasının vereceği o his için bir sürü sıkıntı çekebilirmişim gibi geliyor. Klişe olacak ama ‘dünyaya bir eser bırakma’ fikri sahiden büyük bir sevinç kaynağı. Ben de ilk kitabımdan sonra bu fikrin mucidini sevgiyle yâd ettim. Bu his öylesine güzel ki, benden başka kimse okumasa ve orada öylece, tozlu raflarda kalsa bile emeğimin vücut bulması, bireysel ve toplumsal varoluşuma bir milat olarak yazıldı. Nice kitaplara inşallah.

-Birkaç gün sonra İstanbul Kitap fuarına katılacaksınız, heyecanlı mısınız okurlarınız ile buluşacağınız için ?

Heyecan, şu an yaşadığım hissiyatı anlatmak için yetersiz bir duygu olur. Beni okuyan insanlara okurdan önce arkadaş, dost gözüyle bakıyorum ve bu yüzden dostlarla buluşacak, yüz yüze gelecek olmanın heyecanı tarifsiz... Fırından yeni çıkmış, tazecik simit, demli bir çayı nasıl beklerse öyle hasretle, öyle şevkle bekliyorum.

-Kitabınızın kapak tasarımı tamamen size mi ait, yoksa yayıneviniz ile ortak çalışmanız mıydı?

 Kapak fotoğrafı benim tercihim oldu. Kitap çıkmaya yakın birkaç arkadaşla hummalı bir çalışmaya başlamış ve binlerce fotoğraf elemiştik. Kapak görselini bir dostum tavsiye etti ve görür görmez tabiri caizse vuruldum. Ancak o görseli mükemmel bir kapağa çeviren yayınevinin, dolayısıyla sevgili Duygu’nın muhteşem zevkidir. Toprak altındaki elmas nasıl ki işlendiğinde pırlanta oluyorsa bu fotoğraf da usta ellerde işlenince muhteşem bir kapak oldu.

-Kitap yazarı Asude'nin , yazarlık dışındaki yönlerinden biraz bahseder misiniz bize? Mesela neleri çok sever, neleri sevmez?

İnternette araştırma yapmayı çok seviyorum. Bir sayfa başka bir sayfayı, bir sekme yeni bir sekmeyi açarken kendimi bir anda 15. yüzyılda, ya da uzaydaki bir gizemi okurken buluyorum. Sözlüklerde ve sanal ansiklopedilerde gezinmek saatlerimi almaya gidecek kadar uzuyor bazen. İskandinav sinemasını, Uzakdoğu dizilerini, biyografik belgeselleri, çılgın insanları, komik çocukları, yaşlıları, karpuzu, dondurma kutusundaki sarmayı, dakika gönderen GSM şirketimi, o gemiyi bekleyen İsmail abiyi, önde oturduğum halde para uzatmamı istemeyen dolmuş müşterilerini, inatçı lekeleri çözen domestosu, kulağa güzel gelen müzikleri, tüm ailemi, itfaiye arabasını benden çok seven yeğenimi… sonra kitapları, ille de kitapları çok seviyorum. Sevmediklerimi saymayayım ama tek bir cümle kurabilirim bununla ilgili: “Önyargıları yıkmak atomu parçalamaktan zor” diyen Einstein’ın bu özlü sözünü çiğneyen insanları sevmiyorum. Ön yargılar kötüdür, yıkın gitsin diyerek bir de sosyal mesaj vereyim.


-Peki bundan sonra ne tür kitaplar yazmayı planlıyorsunuz. İlk kitabınız İngiliz tarihi romanıydı, bu alanda mı gideceksiniz?

Hayır. Bu türde, yani historical denilen türde okumayı ve yazmayı çok seviyorum ancak sonraki kitaplarım bizden karakterler, bizden yaşantılar içerecek. İlk kitabımın Gül ve Avcı olması kişisel, belki de duygusal bir tercihti. En başından beri karakterleri tasarlamış ve facebooktaki sayfamda online olarak yayınlamayı düşünmüştüm ancak sonra neden kitap olmasın dedim. Çünkü kurguyu kitap olmaya fazlasıyla layık bulmuştum. Güzel de oldu bence. Bu türde okumayı seven biri olarak okunacaklar arasına kendi yazdığım bir kitap da girmiş oldu Ancak ikinci kitabımdan itibaren yeni bir seriye başlıyorum. Sanırım buna Pabuç Serisi diyebiliriz. İlk kitabı Pabucumun Ajanı da yeni yılda çıkacak. Chick-lit türündeki bu kitap; ülkemizin tüm gelenek göreneklerini, bize has özelliklerimizi, yurdumuzun o uçsuz bucaksız işlenmeye değer kültürünü, sokakta gördüğümüz, belki de çok yakın arkadaşımız olacak kadar bizden, orta direk sınıfına dahil, çılgın bir kadın karakterin ağzından komik bir şekilde anlatmayı seçtiğim romantik bir komedi olacak. Sonrası ise yine bu türde gelecek diye umuyorum.

-Ve Son sorum Asude Hanım..Gül ve Avcı kitabınız çok tutuldu,çok beğenildi.Yeni kitaplarınız için bir baskı oluşturuyor mu başarı sizin üzerinizde ?

Teşekkür ederim öncelikle. Umarım Gül ve Avcı okuyanların zihninde güzel anılar bırakmıştır. Gelen bildirimler şahane ancak bu bende baskıya değil daha çok şevke yol açıyor. Motivasyon için beğenilmek kuvvetli bir dürtü. Gül ve Avcı bana bu imkanı verdi ve yeni kitaplarım için kollarımı sıvamam gerektiğini düşünüyorum. İlk yazdıklarımla, ilk kitabımı kıyaslayınca mevcut grafik çizgimden memnumum. Yazmak ise bu çizgiyi daha da yükseltecek benim açımdan. Yazdıkça hatalarım veya eksikliklerim daha da azalacak. Bu yüzden baskıdan ziyade bir motive oluyor bana Gül ve Avcı.

0 Responses

Yorum Gönder